ALLAH’IN selamı üzerinize olsun 2 hafta aradan sonra tekrar bir konuyu paylaşmak üzere bir kez daha merhaba dedik
Bu makalede iman ile amel arasındaki birlik oluşa ayrı ayrı ama tek oluşa
Beyin ve kalb mürekkebimiz yettiğince kalemi dokunduralım.
Eksik ve hatalar bizdendir,
Okuduğunuzda gördüğünüz eksikleri belirtmeniz de çok önemli dir,
Ki akıl akıldan üstündür der büyüklerimiz.
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM - Rahmân ve Rahîm olan Allah ın adıyla
Âyet ve hadislerden öğreniyoruz ki, iman ve amel arasında sıkı bir ilişki mevcuttur.
Bunlar adeta birbirinin ayrılmaz parçası gibidirler.
O kadar ki, insanların gelip geçeceği yerlerden bir engeli, sıkıntı verecek bir şeyi kaldırmak suretiyle yapılan en küçük ve önemsiz görünen bir iyilik bile, imanın şubelerinden sayılmıştır.
Buna göre insaniyete yapacağımız büyük küçük bütün hizmetler
İmanımızın birer belirtisi ve meydana çıkmasından ibaret oluyor demektir.
İman ameli, amelde ahlâki faziletleri gerektir.
Mümin inandığını, işi, hali ve hareketleriyle ispat etmedikçe hiç bir zaman imanını noksandan kurtaramaz.
Bunun içindir ki kalbimiz dilimizle beraber olmadıkça, sözümüz işimize uymadıkça, yakınlarımız, komşularımız şerrimizden güvende selamette kalmadıkça,
Kendimiz için istediğimiz, hoş gördüğümüz şeyi, başkaları içinde isteyip hoş görmedikçe imanımızın kemal bulamayacağı, olgunlaşamayacağı Peygamberimiz tarafınfından bizlere bildirilmiştir.
Bu ahlâki kural elimizde öyle bir ölçüdür ki, bununla herkes kendisine karşı,
çoluk çocuğuna karşı, millet ve memleketine karşı, bütün beşeriyete karşı olan hal hareketlerine bakarak imanın kuvvetini, derecesini yanlışsız ölçebilir.
Gerçek ve kâmil müminler, imanlarını gerektiği gibi ömürleri oldukça yaşayan insanlardır.
Bir iman ehlinin, imanın gerektirdiği vazifeleri yapması kadar tabii ne olabilir?
Hazreti Ali’nin dediği gibi ”Müminler yalnız sözle kalmazlar, aynı zamanda davranışlarıyla imanlarını yaşarlar.
İmanın aydınlığı onların üzerinde daima göze çarpar.
Her ne yapar ve her ne işlerlerse,bilerek inanarak yapar ve işlerler….Hiç kimseye kötü gözle bakmak, aşağılamak, kırmak onların hatırından bile geçmez.
Onların kuralları kaideleri öğrenip bildikleri, yaratılmışları yaratanından dolayı hoş görmektir.
Onlar kimseyi çekiştirmez, kimse kötü söz söylemezler.
Hayrı, iyiliği, yapıyor, desinler diye yapmazlar; riya nedir bilmezler; mahcup etmek için soru sormazlar; sordukları anlamak için, anladıkları da yapmak içindir.
Onlar kimseye iftirada bulunmaz, bilmedikleri işe karışmazlar.
Gönlün, içinden geçirdiği işlerden; kulağın duyduğu laflardan; gözün, gördüğü şeylerden mes’ul yani sorumlu tutulacaklarını düşünürler ve bunun için iyice bilmedikleri, iyice duymadıkları ve iyice görmedikleri şeyleri, bildim, gördüm, duydum demezler.
Onların acınacak kimselere yani maddi manevi desteğe ihtiyacı olan kimselere acımaları duyarlı davranmaları samimi olup yapmacık değildir. Onların eli açık olur, hayra hayır! demezler. Kimseye karşı kibir ve gurur taslamazlar.
Onların hükümlerinde ve kararlarında zulümden ve haksızlıktan bir iz bulunmaz. Söyledikleri sözleri, vaatlerini yerine getiriler.
Müminlerin huyları yumuşak, üstleri başları temiz, alınları açık ve aktır.
Onların susmaları, söylemelerinden çoktur, konuşmalarında zorluk ve sıkıntı oluşturacak bir şey yoktur.
Kızdıkları zaman bile haktan ve adaletten ayrılmazlar ve sapmazlar.
Haklarını isterken de aşırı gitmezler kıyasıya iş yapmazlar can yakmazlar.
Üzerlerine vazife olmayan işe ne ellerini, nede dillerini sokmazlar, hiçbir kimsenin felaketine oh, demezler ve hiç kimse hakkında kötü bir söz söylemezler”
Ve bizler öğreniyoruz ki: iman, ameli, ahlaki ve toplumsal değerlerle takviye ve teyit edilmedikçe tamamlanamaz Bakara suresinin 177 nci ayetinde rabbimiz bizlere bu gerçeği göstermektedir
Ve diyor ki rabbimiz
Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir.
Ama iyilik o kimsedir ki Allah a, ahiret gününe, meleklere, kitaba
ve peygamberlere inandı. Mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara,
yetimlere, yoksunlara, yolda kalmışlara, dilencilere ve kölelere
verdi. Namazı dosdoğru kıldı, zekât verdi. (Onlar) söz verdikleri zaman
zaman sözlerini yerine getirenlerdir, sıkıntı, hastalık, savaş zamanlarında
sabredenler(dir). İşte, bunlar doğru olanlardır, muttakiler
de bunlardır
Ayetin mealinden de anladığımız üzere iman, ancak amel ile, hayır ve fazilet yolarında yürümekle olgunlaşacaktır.
Bunun içindir kibir hadisi şerifte: Resulullah (s.a.v) buyuruyor ki: "Kim bu ayete göre amel ederse,
eksiksiz imana sahip olur." (Tefsir us-Safi, c.1, s.161)
Bu vasıfları taşıyan insanlar, millet ve memleket için en hayırlı insanlardır.
Onlar, başkalarının menfaatini, millet ve memleket menfaatini, daima kendi menfaatlerinin üstünde tutar,
Onların haklarını yemek şöyle dursun, böyle bir şeyi hatıra getirmekten ürperirler.
Çalışmak, helalinden servet kazanmak, kimseye yük olmamak, dünyada tertemiz yaşamak onların şiarıdır inanışıdır.
Onlar, ne dünyaları için âhiretlerini, ne de âhiretleri için dünyalarını ihmal etmezler, belki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi âhirete çalışmanın bir dini emir olduğunu unutmazlar.
Evet, işte böyle yaşayan insanlar, iman ile ameli, dünya ile âhireti bu şekilde anlayan ve birleştirenlerdir ki, her iki cihanın selamet ve saadetini elde ederler ve etmişlerdir.
Ve şimdi bize düşen bir kez daha aynanın karşısına geçip kendimizi iyice bir görmektir.
İki cihanın selameti ümmetin üzerine olsun
SAYGILARIMLA ALİ KIRDUDU |