1) Oruç Allah Teâlâ’nın “Samediyet” Sıfatıyla Vasıflanmaktır 2. Oruç İnsanı, Nefsin Arzularına ve Eşyaya Tapmaktan Kurtarır
3. Kendince Bütün Varlıklar Oruç Tutar
Bizlerbelli bir vakit oruç tutarak bazı şeylerden uzak durduğumuz veRabbimiz’in emrini tuttuğumuz gibi, bütün varlıklar da kendilerinegöre, güçleri nisbetinde kendilerini, emredilen şeylerin dışınaçıkmaktan menederler ve Cenâb-ı Hakk’ın emrini yerine getirirler.
Orucunsırlarından biri de vazifelerinin dışına çıkmaktan kendilerinitutmaları ve emredilenleri yerine getirmeleri bakımından bütüncanlıların ortak olmasıdır. İmam Şa‘rânî (k.s) bu konuyu şu sözleriyleaçıklamıştır: “Ey kardeşim! Bil ki oruç, bütün varlıklar arasındaortaktır. Oruç bütün varlıkları kapsar. Bütün mahlûkatın, kendileriiçin belirlenen vazifelerin dışına çıkmaktan kendilerini alıkoymalarıorucun manalarındandır.
Bütün varlıklara baktığın zaman,hepsinin emredildikleri ve kendileri için kaydedilen şeyleri yapmayadevam ettiklerini görürsün.
Sen dağ gibi ağır olanvarlıkların, yerlerinde durduklarını ve hareket etmediğini görürsün.Hafif olan varlıkların da yerlerinden yukarı doğru yükselmediklerinigörürsün. Her şey emredilecek bir zamana bağlanmıştır. Yer ve gök yokolmaktan belirli bir zamana kadar alıkonulduğu gibi, bütün varlıklar daalıkonulmuştur, hepsinin belirli bir vakti vardır. Bu söylenenler,kendilerine uygun olarak her varlığın bir nevi oruç tutması demektir. Hak Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) ister istemez Ona boyun eğmiştir’ (Âl-i İmrân 3/83). ‘Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır’ (Âl-i İmrân 3/19).
‘Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecektir” (Âl-i İmrân 3/85). Çünkü o bütün mahlûkata farz kılınan Allah’ın dinidir. Değişmeyen ve dönüşmeyen fıtratıdır.
ÂleminOrucu: Âlemdeki bütün varlıklar, yaratıcısı olan Allah Teâlâ’nınhükmüne boyun eğerek, kendini zaptederler ve emredilen şeylerin dışınaçıkmaktan kendilerini alıkoyarlar. Cenâb-ı Hak’tan başkasına da itaatetmezler. Hakikat nazarıyla baktığın zaman, insan ve cinler hariçâlemdeki bütün varlıkların yaratılış, hüküm, hal ve söz bakımından, buşekilde hareket ettiğini görürsün. İnsanlar ve cinler hüküm veyaratılış bakımından diğer varlıklardan ayrılmışlardır. Bu sebeple birhadiste şöyle buyrulmuştur: ‘Şüphesiz Allah Teâlâ, her ramazan dilediği kimseler hariç birçok kimseyi cehennemden âzat eder.’29
Azatedilmelerinin sebebi ise, o kimselerin, mahlûka (madde veya herhangibir varlığa) köle yapan nefsin arzularından kendilerinialıkoymalarıdır. Şüphesiz Allah Teâlâ gafûr ve rahîmdir (Çokbağışlayandır, çok merhamet edendir)”.30
4) Orucun Karşılığını Allah Teâlâ Verecektir Orucunsırlarından bir başkası, Allah Teâlâ’nın orucu diğer ibadetlerden ayrıtutması ve karşılığını ancak kendisinin vereceğini bildirmesidir. Budurum ise oruç ibadetinin, ayrı bir özelliği ve kıymeti olduğunu açıkçaortaya koyar. Nitekim kudsî bir hadiste Resûlullah (s.a.v) AllahTeâlâ’nın şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Âdemoğlunun her ameli kendisine aittir; ancak oruç hariç. Oruç benim içindir ve onun karşılığını ben vereceğim.”31
Bukudsî hadisi birçok âlim ve arif açıklamış ve bizleri aydınlatmıştır.Ariflerden Ebû Tâlib Mekkî (k.s) bu hadisin açıklamasında şunlarısöylemiştir: “Denilmiştir ki, âdemoğlunun her amelinin bir karşılığıvardır ve dünyada yaptığı zulüm ve haksızlıklara karşı ahirette,amelleri karşı tarafa kısas olarak verilerek yaptığı amel yok olur,gider. Ancak oruç bundan ayrı tutulmuştur. Çünkü onda, hiçbir kısas(misilleme) uygulanmaz. Allah Teâlâ, kıyamet günü oruç hakkında, ‘Bu,benim içindir, bunda hiç kimse kısas hakkı isteyemez (ondan bir şeynoksanlaştıramaz)’ buyurur.
Denilir ki, her amelin bilinen birkarşılığı vardır. Oruç ise böyle değildir. Onun sevabını kimse bilemez.Onun sevabı hesaba sığmayacak kadar fazladır. Çünkü oruç tutun kimse,kendisini tamamen yüce Allah’a adar. Karşılığı da hesaba sığmayacak birşekilde ödenir. Bu durum, şu âyet-i kerimede işaret edilmiştir: ‘Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlatıcı, sevindirici nimetleri hiç kimse bilemez’ (Secde 32/17).
Bu âyetin tefsirinde, onların yaptıkları amelin oruç olduğu söylenmiştir. Diğerbir âyette geçen ‘sâihûn’ (seyahat eden-ler)32 kelimesinin tefsirindeonların oruç tutanlar olduğu söylenmiştir. Sanki onlar, açlıkları vesusuzluklarıyla Rab’lerine doğru seyahat ederler. Onlar, yeme-içme gibidünya ehlini sevindiren nimetleri terketmişler, buna karşılıkMevlâ’ları da, onlar için kimsenin bilemediği nice sonsuz nimetlerhazırlamış demektir.
Başka bir âyet-i kerimede Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Sabredenlere, mükâfatları elbette hesapsız olarak verilecektir’ (Zümer 39/10).
Buradasabredenlerden maksat, oruç tutanlar olduğu söylenmiştir. Nitekim‘sabır’ orucun isimlerinden biridir. Nasıl ki oruç tutan kimse, oruçtutarak yapmış olduğu zikri kendi nefsinde gizliyorsa, Cenâb-ı Hak daonun karşılığı olan büyük mükâfatı başkalarından gizlemiştir. Hadis-ikudsîde, ‘Her kim, beni kendi nefsinde zikrederse, ben de onu nefsimdeanarım’33 buyrulmuştur. Oruç, yüce Allah’ı gizlice zikretmektir. Budurum ise bir sırdır.”34
“İnsanlar cennete Allah Teâlâ’nınrahmetiyle girerler, oradaki dereceleri yaptıkları ibadetle eldeederler, ebedî olarak cennette kalmaları ise tuttukları orucunkarşılığıdır. Çünkü Allah Teâlâ, ‘Oruç benim içindir, onun karşılığınıben vereceğim’ buyurmuştur.” Hucvirî [k.s]
29 Benzer rivayet için bk. Beyhakî, Şuabü’l-İmân, 3/304 (nr. 3606), 335-336 (nr. 3695); İbn Huzeyme, Sahîh, nr. 1883. 30 Şa‘rânî, Fethu’l-Mübîn, s. 49. 31 Buhârî, Savm, 2, 9. 32 Tevbe 9/112. 33 Buhârî, Tevhid, 15; Müslim, Zikir, 21. 34 Ebû Tâlib Mekkî, Kûtü’l-Kulûb, 1/157.
serhaber
|